Altın Olsa Kesenden Bal Olsa Kasenden
Geçen gün, çok uzak değil Salı günü, bir tanıdığımın iş yerinde bir büyüğüm ile karşılaştım. Koyulaşan sohbet sırasında “Kızım, bu dünyada iki şeyi bileceksin; bir haddini bileceksin iki değerini bileceksin. Bunları bilirsen hayat kolaylaşıyor, daha kolay ilerliyor. Valla çok daha kolay ilerliyor. Yeter ki sen haddini ve değerini bil” dedi.
Bu cümleyi duyunca aklıma büyük ustanın öğüdü geldi. Biz bu topraklarda ozanlarımıza ne yazık ki hak ettikleri değeri veremiyoruz. Neşet Ertaş belki de onlardan biridir. Büyük ozan, çok büyük ozan. Bu toprakların yetiştirdiği en önemli isimlerden biridir. Büyük ozan “Şahsınıza karşı haddi aşan hududu geçen küstahlaşanları altın olsa kesenizden bal olsa kasenizden uzaklaştırın, tutmayın” der.
Neşet Ertaş bunu söylerken bir ahlâk dersi vermiyordu aslında; bir hayat bilgisini fısıldıyordu. İnsanın kendini koruma refleksiyle ilgiliydi bu sözler. Çünkü haddini aşan sadece karşındaki değildir; bazen sen de kendi değerini hiçe sayarak haddini aşarsın. Sustukça, görmezden geldikçe, “aman bozulmasın” dedikçe… Altın kesende durur ama vicdanın cebinden sessizce düşer yere. Bal kasende durur ama tadı kaçar. İşte o an anlarsın ki mesele kimin ne dediği değil, senin neye razı olduğundur.
Bu memlekette “idare etmek” diye bir refleksimiz var. İnsanları, ilişkileri, hatta haksızlığı bile idare etmeye çalışıyoruz. Büyüklerimiz “aman alttan al” diye öğüt verirken, kimse “kendini ezdirme” demeyi öğretmedi bize. Haddini bilmekle susmayı, değerini bilmekle kibri birbirine karıştırdık. O yüzden sınır çizenleri kaba, mesafe koyanları soğuk, itiraz edenleri sorunlu ilan ettik. Sonra da “Neden bu kadar yorgunuz?” diye sorduk kendimize.
Oysa sınır dediğin şey duvar değil; insanın kendine duyduğu saygının ince çizgisi. O çizgi aşıldığında sadece canın yanmaz, ruhun da sessizce küser sana. Neşet Ertaş’ın dediği gibi, altın olsa kesenden uzaklaştıracaksın, bal olsa kasenden. Çünkü bazı şeyler pahalıdır ama hayırlı değildir. Bazı insanlar tatlıdır ama zehirlidir. Bunu fark etmek olgunluk ister, cesaret ister.
İnsan en çok da şunu fark ediyor zamanla: Haddini bilmek, başkasının sana çizdiği sınırı kabul etmek değil. Haddini bilmek, kendi sınırını tanımak. Nerede duracağını, neye tahammül etmeyeceğini, ne zaman “buraya kadar” diyeceğini bilmek. Ama bize küçükken bunu öğretmediler. Bize “sus”, “ayıp”, “boş ver”, “büyüklük sende kalsın” dediler. Büyüklük kaldı kalmasına da, çoğu zaman insanın içi küçüldü.
Bir de değer meselesi var. Değerini bilmek deyince hemen burnu havada, kendini beğenmiş bir hâl gelir ya gözümüzün önüne… Oysa değerini bilmek tam tersidir. Kendini başkasından üstün görmek değil; kendini yok saymamaktır. Her çağrıldığında gitmemek, her isteneni vermemek, her söze cevap olmak zorunda hissetmemek. İnsan bazen çok konuşarak değil, konuşmamayı seçerek değerini korur.
Neşet Ertaş’ın sözleri o yüzden bu kadar ağırdır. Anadolu irfanı dediğimiz şey, kitaplardan değil hayattan süzülür. Kim kime neyi fazla görmüş, kim kimi nereye kadar taşımış, kim kimin emeğini cebine indirmiş… Hepsi o türkülerin arasına sinmiştir. O yüzden Neşet Ertaş sadece bir ozan değil; bir ölçü, bir terazi. Kimin nerede durması gerektiğini sessizce hatırlatır insana.
Bugün etrafımıza bakınca, haddini bilmeyenlerin ne kadar rahat dolaştığını, değerini bilenlerin ise ne kadar yorulduğunu görüyoruz. Gürültü çok, söz çok, kibir bol… Ama zarafet az. Haddini bilmek erdem sayılmıyor artık; tam tersine, “çekingenlik” diye küçümseniyor. Oysa bu ülkenin en ağır sözleri hep sakin insanların ağzından çıkmıştır.
Salı günü duyduğum o cümle, belki de bu yüzden bu kadar yer etti içimde. Çünkü insan belli bir yaştan sonra şunu anlıyor: Hayat, herkesi taşımaya çalışınca insanı yere bırakıyor. Herkese yetmeye çalışınca insan kendine yetemiyor. Haddini bilmek ve değerini bilmek; işte bu yüzden bir öğüt değil, bir hayatta kalma biçimi.
Belki de bu yüzden artık bazı kapıları sessizce kapatmak gerekiyor. Ne gürültüyle, ne hesap sorarak… Usulca. Kimseye kırgınlığını anlatmadan, kimseyi ikna etmeye çalışmadan. Altın olsa kesenden, bal olsa kasenden uzaklaştırarak. Çünkü insanın en kıymetli şeyi ne cebindedir ne de masasındadır; içindeki dengedir. Haddini bilmek, değerini bilmek… Galiba insan, bu ikisini öğrendiği gün büyümüyor; hafifliyor. Ve hayat, ancak o zaman gerçekten kolaylaşıyor.
Bu haftalık da sözüm bu kadar; yüklerinden hafiflemiş bir kalple, herkese kendine iyi davrandığı, sınırlarını bildiği mutlu yıllar…