Fatih Altaylı önce özür dilemeli
Günlerdir yazıp yazmama konusunda gidip geliyorum ama yine dayanamadım, konuyu sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Yakın geçmişte yapılanların bugünlere yansımasını ve bu yansımada önemli rol oynayanların başına gelenlerin, kendi tercihlerinden kaynaklandığını, biraz vicdanı olan benim kuşağım gayet iyi bilir.
Fatih Altaylı ve onun gibi sağ tandanslı gazetecilerin bugünlere gelinmesinde önemli rolü vardı. Önce patronlar ödedi; gazeteleri ellerinden bir şekilde alındı, el değiştirtildi. İşlerine gelmeyen patronlar, örneğin Aydın Doğan gibi…
Sağ kökenli yazarlar, her seçim öncesi destekledikleri DYP, ANAP, MHP vs. partilerin iktidarda çuvalladıkça; Fatih Altaylı, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak gibi o günün yandaş yazarları utanmadan, sıkılmadan muhalefet partilerine ve ana muhalefetin lokomotifi CHP’ye ve rahmetli genel başkanına asılsız ithamlarla saldırmış, “Deniz Baykal yat aldı” diyerek bugün bile kanıtlanmamış iddialarla bu günlerin yaşanmasına sebep olmuşlardır.
Fatih Altaylı arkadaşımız, günahlarına önce rahmetli Deniz Baykal’a attığı iftiranın özrünü hâlâ dilememiştir.
Kendisi büyük kul hakkı yedi; unutmuyoruz o günleri.
2010 yılı başlarında, “bir iş adamından duyumum” diyerek yazdığı, hâlâ kanıtlanmayan iftira dolu yazısı hâlâ gözümün önündedir. O dönemde kendisi, Deniz Baykal’a tek bir delil, tek bir şahit, tek bir belge göstermeden CHP’ye ve genel başkanına saldırmıştır. Bütün ısrarlara rağmen “yok böyle bir şey” demelerine ve “ispat et o zaman” sözlerine rağmen hem ispat edememiş hem de yazının arkasında durup muhalefete ve Türk insanına, demokrasisine büyük zarar vermiştir. Geldiğimiz nokta ortadadır.
Bugün Fatih Altaylı, delilsiz, kanıtsız iftirayı atıp “yazımın arkasındayım” diyerek koskoca bir partiyi zan altında bırakmış; tükenen ANAP’ın yerine muhalefetin yani CHP’nin gelmemesine sebep olmuş, muhalefete balta vurmuş, mevcut iktidarın gelişine büyük katkı koymuştur.
Şimdi her seçim öncesi muhalefete vurup, işlerine öyle geldiği için sağ iktidarları başta tutanlar; aynı şeylerin onda birini iktidara yapmaya kalkınca soluğu hapiste gördü. Asla “oh olsun” demem.
Tutukluluğa sebep olan konuyu irdelemedim, konuya fazla hâkim değilim. Onun yaptıklarını bildiğimden taraf olabilirim ama fazla da yorum yapmam. Şunu biliyor ve görüyoruz: Katiller, uyuşturucu satıcıları, kadın ve çocuk istismarcıları dışarıda fink atıyorsa; 32 adet suç dosyası olanlar 33’te içeri alınıyorsa, Fatih Altaylı’nın ettiği “kastını aşan söz” hoşgörülebilir; o da dışarıda olabilir.
Gördükleri muameleden muzdarip Fatih Altaylı’yı savunmak, dün büyümesin diye kendini parçaladığı, iftiralar attığı Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve sol gelenekten gelen partilere ve insanlara kaldı ne yazık ki.
Benim bildiklerimi bilmez mi Fatih Bey? Ama onun da yüzü yok; fazla cılız birkaç itiraz dışında sesi çıkmıyor. Ama itiraz etmeye hiç hakları yok. Atalarımız boşuna dememiş: “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır” diye.
Dün Cumhuriyet Halk Partisi’ne asılsız iftiralar atıp Cumhuriyetimizi kuran partiye seksen, yüz yıllık olayları o günün ruhundan uzaklaşıp CHP’ye yükleyerek muhalefeti sulandıranlar, susturanlar; şimdi sanki demokrasiyi savunmak için içeride.
“Fatih Altaylı gibilerin yardım istemeye yüzü yok; açıktan istemiyorlar da ama yine de Cumhuriyet Halk Partisi, Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına gerek olmadığı yönünde her platformda görüş bildiriyor.”
Fatih Altaylı da bir özeleştiri yapıp gençlere örnek olmalı; Cumhuriyet Halk Partisi’nden özür dilemelidir. Ya da yirmi yıldır ispat edemediği “yat” iddiasını delilleriyle ortaya koymalı ya da rahmetli Deniz Baykal Bey ölmüş olsa bile, konuyu bilen milyonlarca varisinden, Türk halkından özür dilemelidir.
Fatih Altaylı, demokrasilerde muhalefet yoksa iş yok, aş yok, basın özgürlüğü de yok; bunu yaşayarak anlamış oldu. Tabii ki buna “oh olsun” diyecek insanlar değiliz ama dün yediğin hurmalar bugün seni ve senin gibi gidişata itiraz eden herkesi tırmalıyor, vesselam.
Bu yaşananlardan ders çıkarmak lazım. Muhalefeti yaşatmazsanız demokrasiyi de çok ararız.
Aşırı faşist, aşırı kibirli, her şeyi para ve güç gören ezik tiplerin başkanlığı yaşanıyor ve bunlar bizim gibi ulusal, bağımsız ülkelere öyle ya da böyle nedenlerle tehlike saçıyorlar. Birliğimizi asla bozmamalıyız. İktidarlar gelip geçer; kimler geldi geçti ama birliğimiz bozulmadı. Fakat bu lanet ABD ve İsrail bölgemizde resmen kabadayı, mafya lideri havasıyla kan ve gözyaşı peşinde. Safları sıkı tutalım lütfen.
Bölgemizde yaşanan olaylardan herkes ders çıkarmalı. Cennet vatanda bağımsız, özgür ve refah içinde yaşatmalıyız ki bu ülkenin hazinesi olan gençlerimiz vatanlarından kaçmasın.
Bu haftaki yazımdan herkesin ders çıkartması lazım. O kadar çok şey var ki… Tabii ders alabilenler için sözüm. Sevgili dostlarım, köşemin ismini boşuna “Hafıza” koymadım. Yazdığım tüm olaylarda bazı tarih eksiklikleri olabilir; Google bazı belgeleri silmiş olabilir ama bizzat o günleri yaşayan bir birey olarak, başta nesillerimize yaşanmış olaylardan kesitler sunarak akıllarında kalsın, bu ülkede neler yaşanmış bilsinler diyedir tüm çabam.
Ömrüm oldukça, her vatansever gibi ülkeme ve nesillerimize bir sorumluluk olarak görüyor; en içten duygularımla tüm okurlarımı, dostlarımı selamlıyorum…