İlk Modern
Geçen hafta Dallas’ta bir yapay zeka konferansına katıldım. Yapay zeka üzerine yapılan son çalışmaların anlatıldığı, çeşitli firmalarda çalışan mühendislerin deneyimlerini paylaştığı geniş çaplı bir organizasyondu. Yapay zeka alanında geliştirme yapan tecrübeli ekiplerin çalıştayları da düzenlendi.
Bir süre önce yine bu köşede yapay zeka üzerine düşüncelerimi aktarmış ve bu alanda çalışan Tarık Aslan ile yaptığım röportajın özetini paylaşmıştım. Aslan ile yapay zeka ve edebiyat üzerine oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirmiştim.
O yazıda, edebiyatın ve genel olarak sanatın yapay zeka çağında nasıl bir dönüşüm geçireceği üzerine kafa yormuştuk.
Konferans çıkışı Dallas sokaklarını gezerken, hem konferansın kendisi hem de yapay zekânın kıskacındaki edebiyat üzerine uzun uzun düşünme fırsatım oldu.
İnsanoğlu geliştirmeye, yeni ufuklar açmaya devam ediyor. Bu süreç duracak gibi görünmüyor. Kim bilir on yıl sonra neler konuşuyor olacağız? Her geçen gün duvara bir tuğla daha ekliyoruz. Duvar o kadar yükseldi ki, artık zıplayıp aşmak neredeyse imkânsız. Bir yandan da ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz.
Konferans sonrasında insanoğlunun geldiği bu noktada edebiyatın, yazın dünyasının, yani şair ve yazarların nasıl bir katkısı olduğunu da düşündüm.
Geçmişte, yüzyıllar önce yazılmış bazı büyük eserleri ortadan kaldırmış olsaydık, acaba bugün bu yapay zeka çağına ulaşabilir miydik?
Bu soruya doğru düzgün bir yanıt verebilmek için yüzlerce yıl öncesine gitmek gerekir; yani herkesin bildiği o “Yeniden Doğuş” çağına… Rönesans’tan bahsediyorum.
Bugün ne okuyorsak, sinemada ne izliyorsak, son model telefonlarımızın tasarımını beğenip ilk fırsatta satın almak için sabırsızlanıyorsak, otomobil teknolojisini hayranlıkla takip ediyorsak, her evde en az bir bilgisayar ya da tablet varsa, bunu büyük ölçüde Rönesans’a borçluyuz. O kutlu “yeniden doğuş”, insanın değerini, aklını ve yaratıcılığını ön plana çıkardı. Gözleme, deneye ve matematiğe dayalı yepyeni bir dünya sundu.
Bugün yapay zekayı oluşturan o mükemmele yakın algoritmalar, insanoğlunun onlarca yıllık birikimiyle ortaya çıkmış durumda. Her bir algoritmanın temelinde büyük matematiksel işlemler ve yüksek hızlı bilgisayarlar var. Bunların kökleri de Rönesans’a uzanıyor.
Peki edebiyat? Edebiyat bu işin neresinde?
İşin belki de en can alıcı noktasına geldik: İlahi Komedya.
Dante Alighieri bir Orta Çağ insanı olsa da, yazdığı İlahi Komedya, Rönesans’ın oluşumunu hazırlayan temel yapı taşlarından biridir. Birey fikrini öne çıkarır; aklı ve felsefeyi yüceltir. Eser, Latince yerine halk dili olan Toskanca yazılmıştır. Bu tercih, Rönesans’ın temel ilkelerinden biri olan “yerel dillerde edebiyat” anlayışını hızlandırmıştır. Petrarca ve Boccaccio gibi Rönesans öncüleri için ilham kaynağı olmuştur.
İlahi Komedya, her ne kadar Orta Çağ’ın teolojik dünya görüşü (Cehennem–Araf–Cennet) üzerine kurulsa da, insan ruhuna değer verir ve özgür iradeyi öne çıkarır. Rönesans’ın ana fikri olan klasik antikiteye dönüş, Dante’de vücut bulur. Antik Roma’nın en büyük şairi Vergilius, Dante’ye rehberlik eder; onu Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca aklın ışığıyla yönlendirir. Dante aynı zamanda Aristoteles, Cicero ve Ovidius gibi düşünürleri de metnine dahil eder.
İlahi Komedya’nın belki de en önemli katkılarından biri, bireyin dünyadaki anlam arayışına ışık tutmasıdır.
Ayrıca Dante’nin Cehennem, Araf ve Cennet tasvirleri; Botticelli, Michelangelo gibi Rönesans ressamlarına ve heykeltraşlara ilham olmuştur. Onların hayal gücünü beslemiştir.
Özetle, bugün bizi modern dünyaya ait hissettiren ne varsa, neyi yaşıyorsak, neyi beğeniyorsak, temelinde Rönesans vardır. Rönesans deyince de, Rönesans düşünürlerinin “ilk modern” olarak gördüğü Dante’yi merkeze koymak gerekir.
Ve şimdi, yüzlerce yıl önce bir şair tarafından yazılmış bir eserin etkisini, günümüzün bir yapay zeka konferansında hissetmek de varmış.
Selam sana Dante; bizlerin ilk moderni!