İlber Ortaylı’nın “Doğrudan doğruya Petersburg’a gidin.” dediği, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanının başrolü olan o harika şehir… Şehre ilk adımınızı attığınızda sizi zamanda yolculuğa çıkaran bir peri masalının içinde bulacaksınız. İşte karşınızda St. Petersburg.
1703 yılında nam-ı diğer Deli Petro, yani Çar I. Petro tarafından kurulan St. Petersburg, Rusya'nın Avrupa'ya açılan kapısı olarak planlanmıştır. Uzun yıllar Rus İmparatorluğu'nun başkenti olan şehir; görkemli sarayları, geniş caddeleri ve kanallarıyla öne çıkar. Kurulduğu günden bu yana sanatın, kültürün ve bilimin önemli merkezlerinden biri olan St. Petersburg, bugün de tarihî dokusu ve mimari zenginliğiyle dünyanın en dikkat çekici şehirleri arasında yer almaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Alman karşıtlığı nedeniyle adı Petrograd olarak değiştirilmiş, 1924’te Lenin’in ölümünün ardından ise Leningrad adını almıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, 1991 yılında yapılan referandumla yeniden St. Petersburg ismini geri almıştır.Şehir, özellikle II. Dünya Savaşı’nda (Leningrad Kuşatması) yaklaşık 900 gün süren ağır bir kuşatmaya rağmen direnmesiyle tarihine damga vurmuştur. Bugün hem tarihî mirası hem de kültürel zenginliğiyle dünyanın en önemli şehirlerinden biri kabul edilir.
Dünyanın farklı noktalarını gezmeyi hedefleyen bir gezgin olarak Petersburg seyahatimi planlarken, "Acaba Petersburg'a gitmeli miyim?" diye hiç düşünmedim. Çünkü böyle bir soru, Petersburg'a haksızlık olurdu. Düşündüğüm tek şey, güneşin çok geç battığı ve Beyaz Geceler'in başladığı mayıs-haziran dönemine denk getirip bu eşsiz ana şahit olmaktı. Planlamalarımı ve hazırlıklarımı tamamladıktan sonra yolculuğa başladım.
Hazırlıklarım diğer gezilerime göre biraz daha uzun sürdü. Çünkü Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle uygulanan yaptırımlar sebebiyle kredi kartları, otel rezervasyon siteleri ve birçok uygulama çalışmıyordu. Bu nedenle yanımda sadece nakit para götürdüm ve Yandex gibi Rus uygulamalarını kullanmak zorunda kaldım.
Petersburg'a ilk indiğimde ilk saatler oldukça zor geçti. Görevlilerin çoğu İngilizce bilmiyordu. İlk 24 saat telefondaki internetimi aktif edemediğim için çeviri de yapamadım. Havalimanının Wi-Fi ağına da bağlanamayınca tamamen çaresiz kaldım. Elimde sadece otel adresi ve yanımda götürdüğüm küçük bir Rusça konuşma kitabı vardı.
Ne demişler, "Bazı sevgiler kavgayla başlar." Tüm bu zorluklara rağmen ilk gelen taksiye binerek yola çıktım. Taksicinin Kırgız olması ve biraz Türkçe bilmesi sayesinde otele ulaştım. Wi-Fi'a bağlanınca da kendimi güvenli limana ulaşmış gibi hissettim.
Şehre ilk adımınızı attığınızda sizi tarihin koridorlarında bir yolculuğa çıkaran eşsiz bir atmosfer karşılıyor. İhtişamlı saraylar, görkemli kiliseler, taş döşeli caddeler, klasik köprüler ve Çarlık döneminden kalma binalar sizi selamlıyor. Bu şaheserlerin arasından zarifçe süzülen kanallar ise şehre bambaşka bir ruh katıyor. Şehrin tamamını keşfedebilmek için kanallarda tekne turuna katıldım ve adeta zamanda yolculuğum başladı.
Kanallar, Petersburg'un damarları gibidir. Tüm şehri sarar. Granit kıyılar boyunca sessizce akan sular; tarihî sarayları, görkemli köprüleri ve asırlık binaları birbirine bağlarken şehre eşsiz bir estetik kazandırır. İşte bu yüzden Petersburg'a "Kuzey'in Venediği" denir. Kanallar yalnızca şehrin içinden geçmez; şehre ruh da katar.
İkinci durağımız, Petersburg'un kalbinde yükselen Hermitage Müzesi... Burası yalnızca bir müze değil; sanatın, tarihin ve ihtişamın aynı çatı altında buluştuğu eşsiz bir hazinedir. Bir zamanlar Rus çarlarının ikametgâhı olan Kışlık Saray'da yer alan bu görkemli yapı, daha kapısından içeri adım attığınız anda sizi farklı bir döneme götürür. Altın işlemeli salonları, kristal avizeleri ve ihtişamlı merdivenleri kadar, dünyanın dört bir yanından toplanmış paha biçilmez sanat eserleri de ziyaretçilerini büyüler. Leonardo da Vinci'den Rembrandt'a, Michelangelo'dan Matisse'e uzanan koleksiyonuyla Hermitage, yalnızca Rusya'nın değil, dünyanın en önemli sanat duraklarından biridir. Burada geçirilen her an, tarihle sanatın iç içe geçtiği unutulmaz bir yolculuğa dönüşür.
Petersburg'un siluetini süsleyen kiliseler, şehrin en etkileyici simgeleri arasında yer alır. Rengârenk kubbeleriyle göz kamaştıran Kurtarıcı Kan Kilisesi adeta bir ressamın tuvalinden çıkmış izlenimi verirken; görkemiyle şehre hâkim olan Aziz İshak Katedrali, kubbesinden Petersburg'u kuşbakışı seyretme imkânı sunar. Dışarıdan büyüleyen bu yapılar, içeri adım attığınızda altın yaldızlı ikonaları, zarif mozaikleri ve yüksek kubbeleriyle hayranlık uyandırır. Bu kiliseler yalnızca ibadet mekânları değil; Rus tarihinin, sanatının ve mimarisinin yüzyıllara meydan okuyan sessiz tanıklarıdır. Petersburg'u gezerken her kubbe, her çan kulesi ve her mozaik, şehrin ruhunu anlatan ayrı bir hikâye fısıldar.
Petersburg seyahatimin en özel anlarından biri, Mariinsky Operası'nda bir gösteri izlemekti. Salona adım attığım andan itibaren kendimi sanatın ve tarihin iç içe geçtiği bambaşka bir dünyanın içinde buldum. Orkestranın ilk notasıyla başlayan bu büyüleyici deneyim, şehrin kültürel zenginliğini hissetmenin en etkileyici yollarından biriydi.
Bu kadar gezdikten sonra karnımız acıktığına göre biraz da şehrin mutfağından bahsedelim. St. Petersburg mutfağı, sert iklimin etkisiyle şekillenen sıcak ve doyurucu lezzetleriyle öne çıkıyor. Borş çorbasından pelmeniye, tütsülenmiş balıklardan geleneksel Rus tatlılarına kadar uzanan zengin mutfak kültürü, şehrin tarihî atmosferini sofralara da taşıyor. Özellikle Neva Nehri'nin bereketiyle hazırlanan deniz ürünleri, Petersburg mutfağına kendine özgü bir karakter kazandırıyor. Bunların yanı sıra başta Gürcü restoranları olmak üzere birçok farklı ülkenin mutfağına ev sahipliği yapan oldukça başarılı restoranlar da bulunuyor. Bu nedenle Petersburg'da aç kalmanız neredeyse imkânsız.
Haziran ayında gündüzlerin yaklaşık 19 saat, gecelerin ise yalnızca 5 saat sürdüğü; havanın hiçbir zaman tam anlamıyla kararmadığı Beyaz Geceler'in yaşandığı bu şehirde gece hayatı da oldukça hareketlidir. Eğlence ve zarafetin bir arada olduğu şık restoranlar, canlı müzik mekânları, caz kulüpleri, tarihî barlar ve gece kulüpleriyle gece aktiviteleri oldukça çeşitlidir. Geceleri Petersburg sokaklarında yürümek ise başlı başına ayrı bir keyif. Sokak sanatçılarının dans ve müzik gösterileri arasında Neva Nehri kıyısına doğru yürürken, gece yarısından sonra açılan tarihî köprüleri izlemek gerçekten unutulmaz bir deneyimdi.
Petersburg'da günlük hayat oldukça hareketli. Geniş bulvarlar ve bakımlı caddeler arasında her gün binlerce insan işine gidip geliyor. Şehrin ekonomisinin temelini turizm, liman ve deniz ticareti, sanayi, kültür ve sanat oluşturuyor.
Günlük yaşamda fiyatlar oldukça makul. Bir öğle yemeği yaklaşık 200-300 TL, bir kahve ise 100-150 TL bandında. Yaklaşık 30 kilometrelik bir taksi yolculuğuna 1000 TL ödedim. Otel fiyatları da oldukça uygun. Kısacası fiyatlar Türkiye ile benzer seviyede, hatta birçok konuda daha ekonomik diyebilirim.
Şehir içi ulaşım ise oldukça kolay. Metro ve taksiyle hemen her yere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. İnsanlar ilk bakışta biraz mesafeli görünseler de tanıştıktan sonra oldukça samimi ve yardımseverler. İngilizce bilenlerin sayısı çok fazla değil; ancak şehirde yaşayan diğer Türk Cumhuriyetlerinden insanlar olması nedeniyle Türkçe bilen kişi sayısı oldukça fazla. Bu nedenle bazen İngilizce, bazen Türkçe, bazen de çeviri uygulamalarıyla derdinizi rahatlıkla anlatabiliyorsunuz.
Benim için unutulmaz geçen bu Petersburg gezisinin sonuna geldiğimde kendime bu şehre mutlaka tekrar gelmeliyim dedim. Sizlere de tavsiyem, İlber Hocamızın dediği gibi "Doğrudan doğruya Petersburg'a gidin." Bu büyüleyici şehri hayatınızda en az bir kez ziyaret edin.
Sağlıcakla kalın, hoşça kalın.

Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.
Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.
Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.