KHK gerçeği: Demokrasi sadece kendi mahallemiz için mi?

Demokrasi, insan hakları, hukuk ve düşünce özgürlüğü… Bunlar yalnızca siyasal söylemlerde kullanılan güzel kavramlar değildir.
Bir toplumun gerçekten demokratik olup olmadığının ölçüsünü belirleyen temel değerlerdir.

Ancak bu değerlerin ne kadar içselleştirildiği, çoğu zaman bize yakın insanların değil, bize uzak gördüğümüz insanların yaşadığı mağduriyetler karşısındaki tavrımızla ortaya çıkar.

Asıl soru da tam burada başlıyor:
Demokrasiyi gerçekten herkes için mi savunuyoruz, yoksa yalnızca kendi mahallemiz için mi istiyoruz?
"MHP gibi devletin sağlam bir ayağı olmaya aday olarak kendini gösteren"lerin oylarını aldıktan sonra görmezden geldikleri KHK'lıların durumu ne ile açıklayabiliriz

Hukuk ve adalet, yalnızca bizimle aynı düşünen insanların hakkını koruduğunda hiçbir anlam taşımaz.
Gerçek demokrasi;
Farklı düşünen, farklı inanan, farklı yaşayan insanların da temel haklarını da güvence altına alabilmektir.

Yıllarca Kürt halkının yaşadığı sorunlar ve eksiklikler konusunda dayanışma gösterdik, omuz omuza mücadele ettik. Bütün olumsuzluklara, baskılara ve yaşadığımız mağduriyetlere, mobbing'lere rağmen bunu yaptık.

Çünkü biliyorduk ki bir halkın hakkını savunmak, o halkın her düşüncesini benimsemek anlamına gelmez.

Aynı demokratik ilkenin bugün herkes için geçerli olması gerekmez mi?

Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez!

Son dönemde farklı kesimlere yönelik siyasal ve hukuksal uygulamalar üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında hepimizin önünde önemli bir vicdan sınavı oluşturuyor.

Çerçeve yasa adı altında yürütülen tartışmalarda da aynı soruyla karşı karşıyayız:
Kendi mahallesi için adalet isteyen, başkasının mahallesindeki adaletsizliğe neden sessiz kalır?
Ve adalet isterken bu konuda ne kadar samimidir?

Eğer adalet yalnızca bize dokunduğunda hanım sana bir kavramsa, orada gerçek anlamda bir hukuk anlayışından söz etmek olası değildir.

Kendi mahallemizin insanına yapılan haksızlığa itiraz etmek elbette değerlidir.
Ne var ki, gerçek demokratlık, bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de “Bu yanlıştır” diyebilmektir.

Dosta düşmana bir kez daha haykırmak gerekir ki;
Zulmün kimliği olmaz.

KHK mağduriyetleri: Türkiye'nin unutulmaması gereken vicdan sınavı!

Türkiye'nin yakın tarihinde en ağır tartışmalardan biri, OHAL döneminde çıkarılan KHK'lerle yaşanan mağduriyetler, acılarla dolu bir kırım'dır.

Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sürecinde çıkarılan KHK'lerle çok sayıda kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. Öğretmenler, akademisyenler, askerler, sağlık çalışanları ve farklı meslek gruplarından insanlar bu süreçten etkilendi.

Sorunun yalnızca işten çıkarılma olmadığı da yıllar içinde daha açık biçimde görülmüştür.
İnsanların ekonomik hayatları, sosyal çevreleri, aile düzenleri ve gelecekleri üzerinde ağır sonuçlar doğuran bir süreç yaşandı.

Elbette devletin güvenliği ve kamu düzeni korunmalıdır.
Ancak güvenlik ile hukuk arasında tercih yapmak zorunda değiliz.
Devlet hem güvenliğini koruyabilir hem de hukuk devleti ilkesinden vazgeçmeyebilir.
Bir insanın hangi siyasal görüşe sahip olduğu, hangi kimlikten geldiği ya da hangi çevreyle ilişkilendirildiği kadar, hatta ondan önce, hakkındaki işlemin hukuka uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Hukuk, insanları etiketlerine göre değil, somut eylem ve delillere göre değerlendirmelidir.

“Zulmün kimliği olmaz!”

Bir Müslümana yapılan haksızlık da, bir Hristiyana, Yahudiye, ateiste, Aleviye, Sünniye, Kürde veya Türke yapılan haksızlık da aynı vicdani sorumluluğun içindedir.
İnsan haklarının dini, mezhebi, etnik kimliği ve siyasal mahallesi yoktur.

Haksızlık, kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır!

Bugün bir başkasının uğradığı adaletsizlik karşısında sessiz kalanlar, yarın kendi hakları ihlal edildiğinde aynı sessizlikle karşılaşabilir.
Bu nedenle demokrasi bir dayanışma zinciridir.
Bir halkın, bir grubun ya da bir siyasal çevrenin hakkını savunurken aslında yalnızca onların değil, hukukun evrenselliğinin yanında dururuz.

Farklı seslere tahammül neden bu kadar zor?

Demokratik toplumların en önemli özelliklerinden biri, farklı düşüncelerin varlığına tahammül edebilmesidir.
Herkes sizinle aynı düşünmek zorunda değildir.
Hatta demokratik toplumlarda bizi rahatsız eden, öfkelendiren veya düşüncelerimize tamamen ters düşen görüşlerin dahi ifade edilebilmesi gerekir.

Elbette şiddet çağrısı ile düşünce açıklamasını birbirinden ayırmak gerekir. Suç işlemek ile düşünmek ve eleştirmek aynı şey değildir.
Bu nedenle AİHM kararlarının uygulanması, hukuk güvencesi ve farklı düşüncelere yönelik baskılar konusunda yapılan tartışmaların merkezinde kişilerden önce hukuk devleti ilkesinin bulunması gerekir.

Bir toplum, kendisini rahatsız eden düşünceye tahammül edemiyorsa demokrasi konusunda ciddi bir sorun yaşıyor demektir.
Özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden düşüncelerin özgürlüğü değildir.

Demokrasi tam da burada sınanır!

Bugün KHK mağdurlarının yaşadığı sorunlara duyarsız kalıp yarın başka bir kesimin mağduriyetine itiraz etmek, demokrasi açısından ciddi bir çelişkidir.
Aynı şekilde bugün başka bir mahallenin uğradığı haksızlığı görmezden gelip yarın kendi mahallemiz için adalet istemek de vicdanen sorgulanması gereken bir tutumdur.
Demokrasinin gerçek ölçüsü, kendimize benzeyen insanların haklarını savunmak değildir.

Gerçek ölçü;
Bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de,
“Ben onun düşüncesini paylaşmıyorum ama yapılan haksızlığa da karşıyım.”
diyebilmektir.
İşte hukuk devleti ancak o zaman gerçek anlamına kavuşur.

Adalet herkes içinse adalettir!

KHK mağduriyetlerinden farklı siyasal ve dini kesimlerin yaşadığı sorunlara, ifade özgürlüğünden AİHM kararlarının uygulanmasına kadar bütün tartışmaların ortak bir noktası vardır:
Adalet yalnızca bize lazım olduğunda anımsanacak bir kavram değildir.

Hukuk yalnızca bizim mahallemizi korumak için yoktur.
Demokrasi yalnızca bizim sesimizin duyulması değildir.
İnsan hakları yalnızca bizim insanımızın hakkını savunmak değildir.

Eğer gerçekten demokrat olduğumuzu söylüyorsak, bize uzak gördüğümüz insanların hakları ihlal edildiğinde de aynı kararlılıkla karşı çıkabilmeliyiz.

Çünkü;
Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez.
Asıl sorun, başka mahallenin cenazesinde de insanlığımızı kaybetmemektir.

Ve unutmayalım:
Zulmün kimliği olmaz.
Adaletin mahallesi olmaz.
Hukukun tarafı olmaz.
Hukuk devleti ancak herkes için hukuk olduğunda anlam kazanır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atilla Yüceak -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP'de Yaşanan Son Gelişmeleri Nasıl Değerlendiriyorsunuz?