Uzlaşı mı, Ayrışma mı?

Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Yeni Dünya Düzenine Doğru" başlıklı yazısında en dikkat çekici vurgu, Türkiye'nin dış tehditler ve küresel belirsizlikler karşısında "iç cepheyi sağlamlaştırması" gerektiği yönündeki çağrısıydı. Hukukun üstünlüğünden toplumsal uzlaşıya, kurumsal güçlenmeden ortak akla kadar uzanan bu öneriler, ilk bakışta geniş bir mutabakat arayışını ifade ediyor. Ancak tam da bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: İç cephenin güçlendirilmesini savunan bir siyasetçinin, son dönemde muhalefet içindeki gerilimleri derinleştiren ve siyasi kutuplaşmayı artıran tartışmaların merkezinde yer alması, savunduğu bu ilkeyle ne kadar örtüşüyor? Çünkü iç cephe, yalnızca devlet kurumlarının değil, siyasi aktörlerin de uzlaşmacı bir dil ve tutum benimsemesini gerektiriyor.

Ne var ki Kılıçdaroğlu'nun son dönemde kullandığı siyasi dil, kendi ortaya koyduğu bu çerçeveyle ciddi bir gerilim içerisinde görünüyor. Bir yandan "iç cepheyi tahkim etmekten" söz edilirken, diğer yandan parti yönetimine ve parti içindeki rakiplerine yönelik sert ithamlar, dış odaklar imaları ve meşruiyet tartışmaları gündeme taşınıyor. Daha da önemlisi, muhalefetin kendi içindeki siyasi rekabeti neredeyse bir varlık-yokluk mücadelesi olarak tanımlayan söylemler, uzlaşmayı değil cepheleşmeyi besliyor.

Oysa iç cepheyi güçlendirmek, farklı düşünenleri zan altında bırakmakla değil; ortak zeminde buluşturabilmekle mümkündür. Eğer bir siyasi hareketin aktörleri sürekli olarak birbirlerini dış güçlerle ilişkilendirmeye başlarsa, bunun adı iç cepheyi tahkim etmek değil, iç cephede yeni fay hatları oluşturmaktır. Siyasetin dili sertleştikçe, toplumsal kutuplaşma da derinleşir.

Tam da bu nedenle Kılıçdaroğlu'nun son dönemde yaptığı bazı açıklamalar dikkat çekiyor. Parti içindeki muhaliflerini ve mevcut yönetimi hedef alan söylemlerinde, dış çevrelerden destek arandığına yönelik imalarda bulunurken; zaman zaman kullanılan üslup, "iç savaş çığırtkanlığı" tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacak kadar sertleşebiliyor. Bu noktada ister istemez şu soru soruluyor: İç cepheyi tahkim etmekten söz eden bir siyasetçi, neden aynı anda kendi siyasi mahallesindeki fay hatlarını derinleştiren bir dil kullanıyor?

Bu tartışmanın diğer tarafında ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel bulunuyor. Özel'in verdiği NATO mesajında, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin yalnızca Türkiye'nin değil, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de ilgilendirdiği ifade edildi. Türkiye'nin iç siyasi meselelerinin NATO'nun güvenliği ve Batı'nın istikrarı ekseninde değerlendirilmesi, Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği "dış odaklar" tartışmasını daha da görünür hale getirdi.

Tam da burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir yanda Özgür Özel, yaptığı konuşmalarda İsrail'e karşı net bir tavır aldığını, Gazze konusunda antiemperyalist ve antisyonist bir duruş sergilediğini ifade ediyor. Hatta kendisine yönelik baskıları değerlendirirken, "Ben İsrail'e tamam deseydim, bugün bunlar yaşanmazdı" minvalindeki açıklamalarıyla bu duruşunun bedel ödediğini savunuyor.

Diğer yanda ise Türkiye'deki siyasi mücadeleyi Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliği üzerinden uluslararası bir mesele olarak tanımlıyor. İşte tam da bu noktada, Kılıçdaroğlu'nun ima ettiği dış odaklar tartışmasının neden gündeme geldiği daha net anlaşılıyor.

Bugün CHP içerisindeki tartışma aslında bir kurultay ya da liderlik tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Tartışılan şey, siyasetin hangi referanslarla yapılacağıdır. Bir tarafta iç cephenin güçlendirilmesini, milli iradenin ve toplumsal mutabakatın esas alınmasını savunan bir yaklaşım; diğer tarafta ise Türkiye'deki siyasi gelişmeleri uluslararası aktörlerin güvenlik ve istikrar hesaplarıyla ilişkilendiren bir anlayış bulunuyor.

Sonuç olarak hem Kılıçdaroğlu'nun hem de Özgür Özel'in söylemleri aynı masaya yatırıldığında ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. Birisi iç cepheyi tahkim etmekten söz ederken kullandığı dil ile bu hedefi zedeliyor; diğeri ise antiemperyalist bir çizgi iddiasında bulunurken siyasi mücadelesini NATO ve Batı'nın güvenlik perspektifiyle ilişkilendiriyor.

Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllardır dile getirdiği "yerli ve milli muhalefet" çağrısı yeniden hatırlanıyor. Çünkü bugün yaşanan tartışmalar, yalnızca CHP'nin iç meselesi olmanın ötesinde, muhalefetin siyasi duruşu ve referansları üzerine de önemli soruları beraberinde getiriyor. Bu nedenle söz konusu tartışmaların önümüzdeki günlerde de siyasetin gündeminde yer almaya ve farklı boyutlarıyla konuşulmaya devam edeceği görülüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Taylan Orhan Üstün -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP'de Yaşanan Son Gelişmeleri Nasıl Değerlendiriyorsunuz?