Türk milletinin çocuğu olamayanların, Amerika'nın çocukları olmak için yaptıkları darbe: 12 Eylül 1980...
12 Eylül 1980.
Türkiye'nin siyasi tarihindeki en karanlık günlerden biri.
Tanklar Ankara ve İstanbul başta olmak üzere sokaklara çıktı. Parlamento feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, siyasetçiler tutuklandı. Türkiye'nin gençliği, örgütlü siyasi hayatı ve toplumsal muhalefeti ağır bir baskı altına alındı.
Peki bu darbenin Türkiye açısından anlamı neydi?
Mesele yalnızca sağ ve sol kavgası değildi.
SAĞ-SOL AYRIMININ ÖTESİNDE BİR TÜRKİYE ARAYIŞI
1968 kuşağının önemli bir bölümünde, farklı siyasi görüşlere rağmen ortaklaşan bir damar vardı:
Tam bağımsız Türkiye.
Amerikan 6. Filosuna karşı çıkan gençler, emperyalizme karşı mücadele edenler, Türkiye'nin kendi kararlarını kendi vermesini isteyenler...
Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Hasan Yalçın ve dönemin daha nice genç ismi, kendi siyasi çizgileri içerisinde Türkiye'nin bağımsızlığını savundular.
O dönemin ruhunu anlatan sloganlardan biri şuydu:
“Sağ-sol yok, boykot var.”
Bir diğeri ise:
“Sağ-sol yok, vatan savunması var.”
İşte Türkiye'nin bağımsızlığını savunan bu gençlik, emperyalizmin karşısında duruyordu.
6 MAYIS 1972
6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.
Deniz Gezmiş'in idamı, Türkiye'deki bağımsızlık mücadelesinin sembollerinden biri haline geldi.
Ancak bağımsız Türkiye düşüncesi ortadan kalkmadı.
Çünkü bir insanı idam etmek, bir fikri idam etmeye yetmez.
12 EYLÜL'E GİDEN ZEMİN
12 Eylül bir anda ortaya çıkmadı.
Darbe öncesinde Türkiye ağır bir siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz ortamına sürüklendi.
1970'li yılların ikinci yarısında sağ-sol çatışması giderek büyüdü.
Siyasi cinayetler arttı.
Üniversitelerde, sokaklarda ve mahallelerde çatışmalar yaşandı.
Ekonomik sıkıntılar derinleşti.
Enflasyon yükseldi.
İşsizlik ve hayat pahalılığı arttı.
Temel tüketim maddelerinde kuyruklar oluştu.
Siyasi istikrarsızlık büyüdü.
Hükümetler ülkenin sorunlarını çözmekte zorlandı.
Meclis'te cumhurbaşkanı seçilemedi.
Türkiye'nin gençliği sağ-sol çatışmasının içine çekilirken toplumda korku ve güvensizlik giderek yaygınlaştı.
Ama mesele yalnızca bunlardan ibaret değildi.
Türkiye aynı zamanda Soğuk Savaş'ın en önemli ülkelerinden biriydi.
NATO üyesi Türkiye, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki küresel mücadelenin önemli merkezlerinden biriydi.
Tam bağımsız Türkiye diyen gençlik ise emperyalizme karşı çıkıyordu.
Amerikan 6. Filosuna karşı çıkanlar, Türkiye'nin kendi kararlarını kendi vermesini isteyenler, bağımsızlık mücadelesini savunanlar vardı.
Ve 12 Eylül'e doğru giderken Türkiye'de yalnızca sağ-sol çatışması büyümüyordu.
Aynı zamanda Türkiye'nin bağımsızlığı ve geleceği üzerine büyük bir mücadele yaşanıyordu.
24 Ocak 1980'de alınan ekonomik kararlarla Türkiye ekonomisinde yeni bir dönem başlatıldı.
Ancak siyasi kriz devam etti.
Sokaklardaki şiddet devam etti.
Toplumdaki korku devam etti.
Türkiye, bütün bu gelişmelerin ardından 12 Eylül 1980'e geldi.
SONRA 12 EYLÜL GELDİ
12 Eylül 1980'de bu kez çok daha geniş kapsamlı bir müdahale gerçekleştirildi.
Sağdan ve soldan binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı.
Siyasi partiler kapatıldı.
Onlarca insan idam cezasına çarptırıldı.
Türkiye'nin örgütlü siyasi hayatı dağıtıldı.
Gençlik siyasetten uzaklaştırıldı.
Toplumun hafızasına bir cümle kazındı:
“Olaylara karışma.”
Anne ve babalar çocuklarına artık “Vatanın için mücadele et” demekten korkar hale geldi.
Çocuklarına:
“Oğlum, kızım, siyasete karışma.”
demeye başladılar.
12 Eylül yalnızca siyasi kurumları değil, toplumun siyasi davranış biçimini de değiştirdi.
“BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI!”
Ve 12 Eylül'ün hemen ardından hafızalara kazınan o ifade...
ABD'nin Ankara CIA İstasyon Şefi ve gölge Büyükelçisi Paul Henze darbeyi Washington'dan takip ediyordu.
Darbeyi haber veren kişinin kendisine söylediği ifade şuydu:
“Our boys did it.”
“Bizim çocuklar başardı.”
Yani Paul Henze'nin Ankara'daki CIA istasyon şefliği döneminde Türkiye'de devşirdiği, hem darbenin zeminini hazırlayan hem de sonrasında bu Amerikancı darbeyi yapan, Amerika'nın çocuğu olmaya can atanlar maalesef başarmıştı.
Bu ifade, 12 Eylül'ün Türkiye'deki anlamını anlatan en çarpıcı sözlerden biri olarak yıllardır tartışılıyor.
Kimlerin “bizim çocuklar” olarak görüldüğü sorusu ise Türkiye'nin hafızasında hâlâ canlı.
Çünkü Türkiye'nin yaşadığı darbe, yalnızca Türkiye'nin iç siyasi dengeleri açısından değil, Soğuk Savaş'ın NATO dengeleri ve ABD'nin bölgesel çıkarları açısından da değerlendirilmesi gereken tarihsel bir olaydır.
Burada sorulması gereken soru basittir:
12 Eylül'de kim kazandı, kim kaybetti?
Kaybeden Türkiye'nin gençliği oldu.
Kaybeden Türkiye'nin siyasi hayatı oldu.
Kaybeden Türkiye'nin bağımsızlık fikrini savunan kuşakları oldu.
AMA HESAP TUTMADI
12 Eylül yönetimi Türkiye'nin gençliğini susturdu.
Siyaseti zayıflattı.
Toplumu korkuttu.
Fakat Türk milletinin bağımsızlık düşüncesini yok edemedi.
Çünkü bu topraklarda Mustafa Kemal'in açtığı bağımsızlık yolu vardı.
Sivas Kongresi'nden Kuva-yı Milliye'ye, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugünlere uzanan bir bağımsızlık anlayışı vardı.
Ve o anlayış yeni kuşaklara aktarıldı.
15 TEMMUZ
Türkiye 2016 yılında bir kez daha darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı.
Bu kez NATO'cu, Amerikancı FETÖ yapılanmasının gerçekleştirdiği darbe girişiminde Türk milleti sokaklara çıktı.
Tankların önüne geçti.
Darbeye karşı direndi.
Türkiye bir kez daha kendi kaderine sahip çıktı.
12 Eylül'ün apolitikleştirdiği toplumun çocukları, yıllar sonra Türkiye'nin kaderine sahip çıkmak için meydanlardaydı.
BUGÜN
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı, sağ-sol kavgasını yeniden üretmek değil; Türk milletinin bağımsızlığı ortak paydasında buluşabilmektir.
Bizim çocuklarımızın kimseden icazet almasına gerek yok.
Bizim çocuklarımızın başka ülkelerin çıkarları için yetişmesine gerek yok.
Bizim çocuklarımız Türk milletinin çocuklarıdır.
Ve bugün Türkiye'de yeni Deniz Gezmişler, yeni bağımsızlık savunucuları yetişmektedir.
Kemalistler yetişmektedir.
Atatürk'ün “Tam bağımsızlık” anlayışını savunan yeni kuşaklar yetişmektedir.
Dün Deniz Gezmiş'i idam ederek bu fikri bitirebileceklerini sandılar.
12 Eylül'le bir kuşağı susturdular.
Ama başaramadılar.
Çünkü Deniz Gezmiş bir kişi değildi.
Bir fikirdi.
Bir bağımsızlık arayışıydı.
Bir başkaldırıydı.
Ve fikirler darağacında asılmaz.
Bugün Türkiye'nin önünde yeniden aynı soru duruyor:
“Bizim çocuklar” kim olacak?
Amerika'nın çocukları mı?
Yoksa Türk milletinin çocukları mı?
Bizim cevabımız belli:
Türk milletinin çocukları!
Çünkü Türkiye'nin geleceğini ne Washington belirlemeli ne Brüksel ne de başka bir başkent.
Türkiye'nin geleceğini Türk milleti belirlemelidir.
Ve bunun adı:
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE'DİR.
Hasan AKTEPE
[email protected]
Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.
Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.
Yorum yazarak Yeni Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.